Altay Dil Birliğini Kabul Etmeyenler ve Çekimser Kalanlar


Altay dil birliğ i teorisine karşı olanlar; yani Türk, Moğol, Tunguz (belki Kore ve Japon) dillerinin ortak bir atadan geldiği görüşüne karşı olanlar da vardır. Bu teoriye karşı çıkanlar aras ında başı çeken türkologlar İngiliz Sir Gerard Clauson (1891 -1974), Alman Gerhard Doerfer (1920-2003) ve Rus Aleksandr Mihayloviç Şçerbak (1928-2008)’tır. Clauson ve Doerfer’e göre, bu diller arasındaki ortak unsurlar, bir dilden diğerine geçen eski ödünçlemeler; yani alı ntı sözcüklerdir. Alıntılamalardaki istikamet Türkçe’den Moğolca’ya, Mo ğolca’dan da Tunguzca’ya doğru olmuştur. Clauson ve Doerfer’in kendi aralarında ayrıldıkları nokta, alıntılamaların tarihlendirilmesi konusudur, yani Altay dilleri arasında ortak bir söz hazi-nesi yoktur. Buna rağmen, Altay dillerinin etimolojik sözlük denemesi 2003 yılında yapılmıştır ( Etymological Dictionary of the Altaic Languages, Brill 2003) . Bu sözlükte, her sözcüğün beş Altay dilinde yer alış şekilleri verilmiştir.


Altay dillerinin akrabalığı konusunda çekimser kalanlar ise Louis Ligeti (1902-1987), Johannes Benzing (1913-2001), D. Sinor, Karl Grønbech (1901-1957)’tir. Bu bilim adamları ise şimdilik akrabalığı tespit için çalışmaktan çok, her dilin kendi bünyesinde ara ştırılmasının yerinde olacağı kanaatindedirler. Bu görüşlerinde son derece haklıdı rlar, çünkü bu diller arasında en işlek dil olan Türkiye Türkçesinin bugün için gramerin bütün bölümlerini (ses, yapı, anlam, sözcük ve cümle bilgisi) bütün ayrıntılarıyla ele alan bir grameri bile yoktur.


Japoncanın Altay Dil Birliğine Katılması

Japoncanı n Altay dil birliğine dahil edilmesi çok sonradır. Samuel E. Martin’in 1966 ve 1996 yıllarındaki iki çalışması ile Roy Andrew Miller’in 1971’deki çalışmaları sonucunda Japonca, Altay dilleri arasında gösterilir olmuştur; ancak bu konuda çalışmalar, bunlarla sınırlı kalmıştır.


Türkiye’deki Altayistler

Türkiye’de Altayistikle ilgilenen bilim adamları şunlardır: Ahmet Temir, Osman Nedim Tuna ve Talat Tekin. Bunlar içersinde en fazla yayın yapan kişi ise Talat Tekin’dir. Onun özellikle zetasizm ve sigmatizm konularında pek çok yazısı vardır. Konuyla ilgili kaynakçaya bakıldığında adı geçenlerin bu konuda yapmış oldukları çalışmaların bazıları görülecektir.


Altay Dil Teorisinin Bugünkü Durumu

Yukarıda görüldüğü gibi; baş langıçta Ural-Altay, daha sonra Altay dil teorisi üzerine pek çok çalı şma yapılmıştı r. Buraya, bu çalışmaların en belli başlıları al ınmıştır. Ancak bu çalışmalar, dillerin akrabalı ğını kanıtlayacak nitelik ve niceliğe ulaşamamıştır. Hint-Avrupa dilleri üzerine yapılan çalışmalarla karşılaştırılacak olursa bunların henüz yeterli olgunlukta olmadıkları görülecektir.



Özet

Yapıları bakımından dilleri tanımlamak ve Türk dilinin yer aldığı dil grubunu belirlemek.

Kaynaklar bugün yeryüzünde 2500-5000 arasında dilin varlığından söz etmektedir. Bu diller, yapı ve köken bilgisi bakımından değişik gruplandırmalarda incelenmektedir.

Yapı bakımından dünya dilleri üç gruba ayrılır:

1. Yalınlayan (=Tek Heceli) Diller
2. Bağlantılı ve Kaynaştıran (=Eklemeli) Diller
3. Bükümlü (=Çekimli) Diller

Türk dili, bağlantılı diller grubu içinde yer almaktadır.

Ural-Altay dil ailesini dil özellikleriyle birlikte tanımak ve bu konuda çalışan ilk ve önemli isimler ile eserlerini sıralamak.

Ural-Altay dil ailesi, Ural ve Altay dilleri olmak üzere iki gruba ayrılır. Türk dili, Altay grubundadır.

Estonyalı bilgin Ferdinand Johann Wiedemann, 1838 yılında, Ural-Altay dil ailesinin ortak özelliklerini belirlemiş ve bu dil ailesinin Hint-Avrupa dillerinden farklı özelliklerini 14 madde hâlinde sıralamıştır.

Bu alanda ilk çalışan kişiler olarak İsveçli subay Philipp Johann Tabbert von Strahlenberg ve Daniel Gottlieb Messerschmidt gösterilir. Strahlenberg’in eserinin ismi Asya ve Avrupa’nın Kuzey ve Doğu Kısımları (Das Nord und Östliche Theil von Europa und Asia, Stockholm 1730); Messerschmidt’inki ise Forschungsreise durch Sibirien (=Sibirya Boyunca Keşif Seyahati)’dir. Daha sonra Radloff, Castrén, Schott ve Ramstedt’in isim ve eserleri sıralanmalıdır.


Altay Dil Teorisi’ni açıklamak.

Ural-Altay dillerinin Altay dil grubunu oluşturan, Türk, Moğol, Tunguz-Mançu (belki Kore ve Japon) dillerinin akrabalığ ına inanan yani bu dillerin ortak bir kaynaktan geldiği görüşünü savunan ve bunu tespit etmeye çalışan teoriye, Altay Dilleri Teorisi denir.

Ramstedt, çalışmalar ının başlangıcında, Altay dillerinin ortaya ç ıktığı Ana Altay dili diye bir dilin varlığından şüphe duymakta, aynı zamanda Moğolca ve Türkçe arasındaki benzerlikleri sözcük alı ş-verişine bağlamakta idi. Ancak bu görüşünü değiştirdi ve Altay dillerini ortak bir atadan yani ‘Ana Altayca’dan getirdi.

Schott’un Türkçe ve Çuvaşça için bulduğu denkliği geliştirerek, Çuvaşçanı n bu özelliği ile Moğolca’nın yanında yer aldığını Ramstedt tespit etti; yani Çuva şçada olduğu gibi Mo ğolca /r/ ve /l/’nin Türkçe /z/ ve /ş/’ye denk geldiğini ilk kez Ramstedt fark etmişti. Bu tespitten sonra hangi sesin aslî (=eskicil) ses olduğu, yani hangi sesin hangi sesten türemiş olduğu konusuna geçmişti. Ramstedt, başlangıçta Moğolca /r/’nin Türkçe /z/’den (rotasizm), /l/’nin de /ş/’den (lambdaizm) geldiğine inansa da daha sonra bunun tersini yani zetasizm ve sigmatizm’i savunmuştu. Ramstedt’in Altay dilleri teorisi konusunda görüşlerini devam ettirip geliştirenler arasında en önemli isim olarak, onun öğrencisi olan Pentti Aalto ve Nicholas Poppe’yi sayabiliriz.


Poppe’nin Altay dilleri konusunda, Ramstedt’ten farklı düşünceleri vardı. İlk olarak Poppe, Altay dil birliğinden aynı zamanda dört dilin ortaya çıkmış olabileceğine inanmamaktadır. Ona göre Türkçe ile Moğolca ve Mançu -Tunguzca arasında Korece ile olduğundan daha fazla yakınlık vardır. Yine Moğolca ile Mançu-Tunguzca arasındaki yakınlı k diğ er diller arasındaki yakınlıktan fazlad ır. Ayrıca Poppe’ye göre, r // z ve ş // l ses denklikleri, Ana Çuvaşça ve Ana Türkçeyi içine alan bir Çuvaş-Türk dil birliğini yani Ön Türkçe dönemini gerekli kılmaktadır.

Ramstedt’in görüşünü kabul edip destekleyenler olduğu gibi kabul etmeyenler de vardır.

Japoncanın Altay dil birliğine dahil edilmesi çok sonradır.

Başlang ıçta Ural- Altay, daha sonra Altay dil teorisi üzerine pek çok çalışma yapılmış, ancak bu çalı şmalar, dillerin akrabalığını kanıtlayacak nitelik ve niceliğe ulaşamamıştır.

Admin

Taglar: AltayBirliğiniKabulEtmeyenlerÇekimserKalanlar

Türk Dili ve Tarihi - İlginizi çekebilecek başlıklar
Doğuda Harezm ve Çağatay, Batıda Eski Oğuz ve Osmanlı Türkçesi

Orta Türkçe (XIII.-XX. yy): Doğuda Harezm ve Çağatay Türkçesi; Batıda Eski Oğuz ve Osmanlı Türkçesi

Köktürk, Uygur ve Karahanlı Türkçeleri

Türkologlar tarafından Türk dili, ilk yazılı ürünlerden başlayarak üç dönemde ele alınıp incelenmiştir. Bu dönemler genelde şu adlandırma ile verilir

Türk Dilinin Orhun(Köktürk) Türkçesinden Önceki Dönemi

Altay dil teorisini kabul edenler için, Kuzey Buz Denizi’nden Basra Körfezi’ne, Kuzeydoğu Asya’dan Doğu Avrupa’ya kadar uzanan geniş bir alanda konuşulan Türk dili, bu dili konu şanların sayısı, yazılı metinlerinin eskiliği ve çoklu

Altay Dilleri Teorisi

Ural-Altay dillerinin Altay dil grubunu oluşturan, Türk, Moğol, Tunguz-Mançu (belki Kore ve Japon) dillerinin akrabalığ ına inanan yani bu dillerin ortak bir kaynaktan geldiği görüşünü savunan ve bunu tespit etmeye çalışan teoriye, Altay D

Ural - Altay Dil Ailesi

Asya’nın Büyük Okyanus kıyılar ından, Orta Avrupa’ya ve Akdeniz kıyılarına kadar uzanan alanda konuşulan Ural-Altay dil ailesi, Ural ve Altay dilleri olmak üzere iki gruba ayrılır.

Ural - Altay Dil Ailesi Üzerine Yapılan İlk Çalışmalar

Ural-Altay dil ailesinin varlığı, bugün için hâlâ kesinleşmediğinden bir teori konumundadır. Bu alanda ilk çalışan kişi olarak İsveçli subay Philipp Johann Tabbert von Strahlenberg (1676-1747) gösterilir.



Sayfa Yorumları

Yorum Ekle





Mesaj / Bildirim Gönderin